Kadınları iptal edin!

Elçin Poyrazlar/Çuvaldız

İfşayla ortaya çıkan toplumsal refleksler, sorgulamalar, inkar ve pişkinlik belki de isimlerden ve tekil suçlardan çok daha tehlikeli. Bir kadın ‘İmdat taciz’ diye haykırdığında, hızla kurulan mahkemelerde önce kadını yargılamak için sıraya girenler… ’Neden evine gittin? Neden öyle giyindin? Neden ona ümit verdin? Neden hemen açıklamadın? Neden şimdi? Neden? Neden? Neden?…’ İşte o ‘neden’ sorusunun içinde kadının aleyhine ithamın her katmanı ince ince döşenir.

Dünyada cinsiyet bazlı kürtajlar nedeniyle 23 milyondan fazla kız bebeğin doğmadığını biliyor muydunuz? Ekonomik güvence, toplumsal prestij, soyun devamı gibi gerekçelerle erkek bebekleri tercih eden aileler özellikle Çin, Hindistan, Pakistan, Kafkaslar ve Balkanlar’ın bir bölümünde ana karnındayken kız bebekleri yok etme yoluna gidiyor. Kız olduğu için doğamayan, kız doğduğu için gömülen, kız olarak yaşadığı için lanetlenen milyonlarca çocuk… Ve bir kız çocuğun varlığını bu kadar büyük bir nefretle reddeden, onu daha hücreyken kazımayı isteyen ruh hali. Kadınları ve kadınlığı suçla özdeşleştirme, kadınlar üstünde hüküm ve yetki alanı yaratan iktidar, kibir ve düşmanlık… 

İFŞAYLA ORTAYA ÇIKAN PİŞKİNLİK

Aynı Türkiye’de ünlü bir erkek yazarın pek çok kadını taciz ettiğinin ortaya çıkmasıyla başlayan ifşa dalgasında gördüğümüz gibi. İsimlerin önemi yok. Onların yeri tarihin çöplüğü olacak. İfşayla ortaya çıkan toplumsal refleksler, sorgulamalar, inkar ve pişkinlik belki de isimlerden ve tekil suçlardan çok daha tehlikeli. Bir kadın ‘İmdat taciz’ diye haykırdığında, hızla kurulan mahkemelerde önce kadını yargılamak için sıraya girenler… ’Neden evine gittin? Neden öyle giyindin? Neden ona ümit verdin? Neden hemen açıklamadın? Neden şimdi? Neden? Neden? Neden?…’ İşte o ‘neden’ sorusunun içinde kadının aleyhine ithamın her katmanı ince ince döşenir. O ithamın geleceğini çok iyi bilen kadın en baştan susar. O ithamı çoktan hazırlamış erkek ise kendi suçunun savunmasını gönüllü yapacak kesimlere dayanır. 

İSPAT KADINLARIN SESİ

Bilir ki, o kesimler, ister entelektüel kılıflarda, ister ‘saygınlık’ kisvesinde, isterse gücünün parıltılı ışıkları altında, onun inkarını hevesle beklerler. Çünkü o inkarda kendi masumiyetlerini pekiştirip temize çekmek isterler. O inkar vicdanlarını rahatlatır, konforlu hayatlarının pamuklu köşelerine yeniden çekilmelerini ve hiçbir şey olmamış gibi devam etmelerini sağlar. Sıranın kendisine geleceğinden korkan inkarcılar ancak organize bir inkarla güçlenirler. İnkar savunma değildir. Kendi başına yetmez. ‘En iyi savunma saldırıdır’ düsturuyla işaret parmaklarını kadına çevirirler. Yanlış anlaşıldığını, kendisine komplo kurulduğunu, o bulunduğu muhteşem tahta birilerinin göz diktiğini ve bunların tümünün organize kötülük olduğunu ileri sürerler.  ‘Mağdurun beyanı esas değildir, birkaç deli kadının sözüne mi bakacağız’ deyip yasalar önünde ispat isterler. Ve en iyi ispatın kadınların sesi olduğu gerçeğini küçümserler. 

KADINLARI SUSTURMA ÇABASI

En güçlü kanıt, kadının kendisine çevrilen sorgu, yargı, baskı, damgalama, hiçe sayma namlusuna rağmen susmayı reddetmesidir. O reddedişle organize kötülüğün gerçek temsilcilerini teşhir edebilir. Şiddet yoluyla hükmeden erkekler kendi suçlarını kadınlara yamayarak her seferinde, bir kez daha onları iptal etmeyi denerler. Aynı, doğması istenmeyen kız çocuklarına yapıldığı gibi. Şimdi pek çok kişi başları ağrımasın, rahatları bozulmasın, statüko sarsılmasın diye kadınların çıkardığı isyan dalgasının sönmesini istiyor. Üstü kapansın, kol yen içinde kırılsın diye ümit ediyorlar. Ama şunu unutuyorlar; o dalganın sesi zamanın yepyeni ruhunu temsil ediyor. O ses kadını sıfırlamak isteyen sistematik, yüzlerce yıllık organize kötülüğe karşı yükseltiliyor. 

Bu yüzden kadınları her susturma çabası ateşe benzin dökecek.  

Her suçlama bin ifşayı tetikleyecek. 

Ve her inkar, isyana kırbaç gibi inecek. 

Fotoğraf: Kurtuluş Arı – İstanbul 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü eyleminden