Kadınlar, Eleştirel erkeklik Datça İnisiyatifi’nden memnun: Kıymetli buluyoruz

Kadın örgütleri ve aktivistler, Eleştirel erkeklik Datça İnisiyatifi’nin çıkışını kadın hareketinin bir kazanımı olarak görüyor: Samimiyet ve yüzleşme şart.

Dosya Haber: Maaz İbrahimoğlu

Muğla-Datçalı bir grup erkek, geçen ay erkekliğin prangalarından kurtulup özgür olmak için Eleştirel erkeklik Datça İnisiyatifi’ni (EeDi) kurdu. Henüz filizlenme aşamasında olan inisiyatifin çıkış bildirgesinde şu ifadeler yer alıyor: “Eril dünyanın paydaşları ve suç ortakları olarak vermemiz gereken bir hesap, kendisinden özgürleştirilmesi gereken bir ‘erkekliğimiz’ olduğunu ve bu özgürleşmenin yolunun önce yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan geçtiğini biliyoruz”

İnisiyatifi kuran erkekler, “biz kimiz” sorusunu ise bildirgede şöyle yanıtlıyor:

Biz kim miyiz? Biz olmayanı ezdikçe kendini özgür ve muktedir sanan; fabrikada işçi, evinde patron, emniyette işkenceci, yuvasında şefkatini öfkeyle gösteren bir baba. Kendini var etmek ve güçlü hissetmek için evde, toplu taşıma araçlarında, gecelerin karanlığında, işyerlerinde ezmek, sindirmek, taciz etmek için fırsat kollayan, iktidar tapıncıyla muktedir olmaya çabalayan biziz.” 

Kurucular, İnisiyatifin kurulmasındaki en önemli sebepler arasında İstanbul Sözleşmesi konusunda yaratılan tartışma ortamı ve bazı tarikatların Sözleşme’den çıkılması yönündeki taleplerinin siyasal iktidarda karşılık bulması ile kadın cinayetlerinin her geçen gün artmasını sayıyor. Çağrıyı yapan Cengizhan Güngür’e kulak veren 15 erkeğin kurduğu grup, erkeklerin erkeklik ile arasına mesafe koyması, öz farkındalık kazanarak özeleştiri yapması ve cinsiyet eşitliğinin içselleştirmesi için çalışacaklarını belirtiyor. EeDi’nin çıkış bildirgesi sitelerinde Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca olmak üzere altı dilde yer alıyor. 

İnisiyatifin kurucularından ve aynı zamanda üyesi olan Güngör, hareketi kurma fikrini ise şöyle açıklıyor:

“O günlerde Pınar Gültekin vahşice öldürülmüş ve korkunç cinayetin ayrıntıları kamuoyuna yansımıştı. Temmuz ayının başları bu cinayetin, uzun süredir beni meşgul eden ‘Fail erkek, öldürülenler kadın, kadınlar protesto için sokakta, peki fail nerede? Bunun için bir şeyler yapmak öncelikle biz erkeklere düşmez mi?’”sorusuna ‘Artık harekete geçme zamanı’ diye yanıt bulduğum günlerdi. Bu düşüncelerle yaptığım çağrıya 15 arkadaşım olumlu yanıt verdi ve temmuz ayının sonlarında tartışmalara başladık.”https://www.youtube.com/embed/6g_yQ6xW3BQ?feature=oembed

Kolektif yürütülen çalışmalar sonrasında çıkış bildirgesini hazırlayan Datçalı erkekler, şu sıralarda hem inisiyatife yeni üyeler kazandırmak için sosyal medyayı etkin kullanmaya, hem de pandemi koşullarında etkinliklerini uygun şekilde planlamaya çalışıyor.  

Peki Eleştirel erkeklik Datça İnisiyatifi’nin çıkış metnine kadınlar ve kadın hareketleri nasıl bakıyor?

Gülsun Kanat Dinç: Kadın hareketinin bir kazanımı

Mor Çatı’dan Gülsun Kanat Dinç’e göre inisiyatif’in bu çıkışı önemli ve alkışlanması gerekiyor. Mevcut koşullar göz önüne alındığında erkeklik üzerinden inşa edilen iktidarın sürekli kadına şiddet ürettiğini anlatan Kanat Dinç, kendi cinsiyetine tanınan ayrıcalıkları reddedip eşitlik isteyen bu tarz yapıların bu yüzden özellikle kıymetli olduğunu aktarıyor:

“Tabi ki bunu olumlu buluyoruz. Erkeklerin kendisinin, kendi iktidarının, erkeklik üzerinde her şeyin normalleştirilmesi, şiddetin normalleştirilmesi ve bunun toplum içerisinde yer almasını eleştiriyor olmaları bizim için iyi bir gelişme. Bu erkeklerin kendilerine iktidarın verdiği şansı görüp bunu reddediyor olmaları da güç ister. Bu anlamda bu çalışmaları alkışlıyoruz.”

EeDi’nin erkeklere seslenmesinin aslında kadınların bir kazanımı olduğunu belirten Kanat Dinç, özellikle sorgulamanın ve özeleştirilerin içselleştirilmesi gerektiğini de söylüyor:

“Sonuçta bu girişime biz kadınların mücadelesi neden oldu. Tabi ki erkekler de baktığı zaman bunu görüyor,  kimi zaman sorguluyor ya da sorgulayabildiğini zannediyor. Bugüne kadar sol kesimin ya da entelektüel dünyanın içerisinde sorguladığını zanneden ama mansplaning (bir şeyin, anlatımı dinleyen kişinin anlatandan  daha fazlasını bildiği gerçeğine aldırış edilmeden açıklanmaya çalışılması, bunun genellikle bir erkek tarafından konunun uzmanı da olsa bir kadına yapılması) yapan birçok erkekle karşılaştık. Feminist hareketin ısrarlı bir şekilde konunun odağın ve bunun nasıl çözüme kavuşturulması gerektiğini göstermesi erkekleri de düşündürdü. Tabi ki kadın hareketin kazanımı bu.”

Gülsun Kanat Dinç’in bu bu oluşum ve benzeri yapıların nereden başlaması gerektiği sorusuna verdiği yanıtsa, “Önce kendilerinden başlamalılar” şeklinde. Kanat Dinç şöyle konuşuyor:

“Öncelikle kendilerini, patriarkayı sorgulamalılar. Kendilerine sağlanan olanak ve avantajları nasıl değerlendirdiklerine bakmalılar. Bir noktadan sonra da hem toplumsal yapıda hem yasal alanda ne tür eşitliklere sahip olmaları gerektiğine bakıp bu konudaki hedeflerini oluşturmalılar. Bu anlamda erkekler laf söylemeli. Bu yanlış bir sistem. Patriarkal bir sistem. Biz bunun böyle olmasını istemiyoruz. Cinsiyetsiz sadece erkeklerin ya da kadınların heteroseksüel yaşamı değil, tüm ayrımcılıklara dikkat çeken, şiddetsiz bir yaşantının gereklerini talep eden politik bir yaklaşımda olması gerektiğini düşünüyorum. Sadece kendilerini sorgulamasının yeteceğini düşünmüyorum.” 

Adalet Kaya: Erkekleri dönüştürmek bizim işimiz değil

Rosa Kadın Derneği’nden Adalet Kaya da “Bunun oldukça iyi bir gelişme olduğunu” ifade ederek sözlerine başlıyor ve şöyle sürdürüyor:

“Erkeklikten gelen sorunlu sistematik dönüşüm aslında erkeklerin farkındalığının gelişmesiyle toplumsal bir dönüşüme ulaşabilir. Bu açıdan çok kıymetli bir şey. Yani erkeklerin bunun farkında olması, bir özeleştiri verip soruna yaklaşarak bu dönüşümü gerçekleştirmeleri önemlidir. Biz kadın dernekleri ve kadın hareketleri olarak her zaman şunu esas aldık: Erkekleri dönüştürmek esasında bizim işimiz değil. Bu onların kendilerinin yapması gereken bir şey. Tam da bu noktada çok anlamlı bir şey oldu bu oluşum. Ama toplumun dönüşümü, değişimi açısından da bu erkeklik olgusunu, bu erkek sistemi dönüştürecek olanlar da tabi ki iki cinsin birlikte hareket etmesidir elbette.”

Ancak erkeklerin eşitlikçi pratiklerine yönelik Kaya’nın eleştirileri de mevcut. Kadına şiddetle mücadele ettiğini söyleyen bazı erkeklerin de çevresindeki kadınlara farkında olmadan çeşitli şiddet pratiklerini uyguladığını kaydeden Kaya şunları anlatıyor:

“Biz kadına şiddetle mücadele konusunda çalışmalar yürütürken bazen erkeklerden de destek aldık. Ama birçok erkeğin de bizimle çalışıyor olmasına rağmen ya da destek vermesine rağmen kendi özel hayatı içerisinde farkında olmadığı şiddet türlerine devam ettiğine de çok sık tanık oluyoruz. Mesela dışarıda ‘Ben kadın mücadelesini destekliyorum’ diyor ama evde eşine, kız kardeşine ya da çalışma yerindeki iş arkadaşına farklı şekillerde psikolojik veya ekonomik şiddeti sürdürüyor. Farkında olmadan yapıyor bunu. Sistem maalesef birçok açıdan şiddet üretiyor ve erkekler de o sistemin çarklarından biri. İnisiyatif’in bununla yüzleşme meselesini gündeme getirmiş olmaları çok kıymetli. Bunun yaygınlaşmasını dilerim.”https://www.youtube.com/embed/lQ-0m3Jsqew?feature=oembed

İnisiyatif’in “erkeklik bulaşıcıdır” söylemini de değerlendiren Kaya, bir risk olarak erkekler arasında zımni dayanışmaya dikkat çekiyor:

 “Erkekler kendi aralarında, birbirlerine karşı, kadınlara karşı şiddet üretmeme halini bile taviz vermek olarak algılayabiliyorlar. Ya da böyle bir baskı unsuru oluşabiliyor. Bulaşıcılık aslında burada. Birbirine bakma, birbirine göre şekillenme. Yani erkeklik denen olgunun dışında olmama… Mesela bir erkek işyerindeki bir kadınla eşit haklara sahip olma konusunda mücadele ettiği zaman diğer erkek toplumundan dışlanabiliyor.  Çünkü erkeklerin kendi içlerinde içinde gizli bir dayanışma, zımni bir anlaşma var. Dolayısıyla bu tür sözler duymama adına bile olsa erkekler zaman zaman şiddet üretmeye devam edebiliyor. Herkes o erkeklik dünyasının dışına itilmemek için bir takım şiddet pratiklerini sergileyebilir. Bulaşıcı erkekliği biraz da böyle yorumlamak lazım.”

Selin Top: Önemli olan samimiyet ve yüzleşme isteği

Yoğurtçu Kadın Forumu’ndan Selin Top ise bu tarz oluşumları olumlu bulmakla birlikte, önemli olanan icraat olduğu kanısında. Patriyarkal sistem içinde ayrıcalıklı bir konumda olan erkek cinsiyetinden bireylerin bu tür girişimini değerli bulmakla birlikte kaygılarını şöyle aktarıyor Top:

“Daha önce de benzer çalışmalar gerçekleşti. Ataerkiye karşı erkekler oldu… ‘Biz Erkek Değiliz İnisiyatifleri’ kuruldu. Fikir olarak çok önemli bir şey. Patriyarka içinde bir şekilde bundan nemalanan cinsiyetin bununla ilgili bir çalışma yapması tabi ki değerlidir. Ancak esas çalışmanın değerini belirleyecek şey bunun ne kadar samimi olduğu… Daha önceki çalışmalarda birtakım problemlerle karşı karşıya gelindi. Yine kadına yönelik şiddet vakaları vs duyuldu.”

Bu tür hareketlerin sadece akademik ya da entelektüeller arasında kalmaması gerektiğinin altını çizen Top, soru işaretlerini şu şekilde sıralıyor:  

“Burada gerçekten bir yüzleşme olacak mı erkeklikle? İcraat biraz da herkesin kendi hayatında erkeklikten ne kadar azade olduğuyla alakalı. Kendi hayatlarında eşleriyle, sevgilileriyle, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde ne kadar samimiler? Karşındaki kişinin duygusunu, emeğini ne kadar sömürüyor? Bundan ne kadar uzak tutacak kendisini? Burada gerçekten önemli olan samimiyet olacak. Çünkü Türkiye’de kadın hareketi çok güçlendi. Sesini çok güzel yansıtıyor. Kadın hareketi kendi yolunu bulmuş durumda. Peki erkekler ne yapabilir? Evet, erkekliğiyle yüzleşmek ve olabildiğince kendi çevrelerine bunu yayabilmek.. Önemli bu, ama nasıl? Bundan sonra ne olacak? Umut ediyorum Datça’da bu hareket ve oradaki arkadaşlar bunu samimiyetle yaparlar. Sadece yazı- dizi ya da akademik alanda değil. Çünkü Türkiye ve dünyada bu tür çalışmalar artık prim de yapıyor. Bu yüzden ben içselleşmesini umuyorum”

Berrin Sönmez: İktidarın kadın politikalarında gedik açabilirler

Gazete Duvar yazarı Berrin Sönmez ise EeDi’nin basın açıklamasının çok doğru ve yerinde tespitlerle yazılmış olduğunu aktarıyor. Eleştirel erkeklik söyleminin dünyanın farklı yerlerinde de dile getirildiğini hatırlatan Sönmez, “Açıklamalarının her kelimesini çok doğru ve yerinde buldum. Benim ve başka feministlerin yıllardır söylediği, erkeklerin kendilerini hapseden ataerkil erkeklik anlayışından sıyrılması için, kendileri için kendilerinin bir şeyler yapması gerektiğini sıklıkla söylerdim. Bu eleştirel erkeklik çalışmaları dünyada pek çok yerde var. Ülkemizde de yakın zamanlarda bazı şeyler çıktı ama en güçlü ses çıkaran bu Datça İnisiyatifi oldu” diye konuşuyor.  

Ülkede kadınların kazanımlarının son zamanlarda hedef olduğunu aktaran Sönmez şöyle devam ediyor:

“Ataerkinin kadınlara yaptığı baskı var. Kadınların yaklaşık 200-300 yıldır sürdürdüğü mücadele hakikaten önemli sonuçlar verdi. Kadınların kazandığı bu haklar da 300 yıllık mücadelenin emeğidir.  Şu anda yeniden tehlike altında. Kadın kazanımlarına karşı ciddi saldırılar var. Otoriter hükümetler de bu kazanımları dile getirip aşındıra aşındıra, yeni düzenlemeler yapmaya çalışıyor. Nafaka karşıtlığı, çocuk istismarına af, çocuk evliliğini genç evliliği diye masum göstermek vs… Aile hakları adı altında aile içerisindeki kadının haklarını gözetmek yerine aile içindeki şiddeti görünmez kılacak, meşru gösterecek aile hakları kavramını çıkardılar. Tüm bunları iktidarın patriyarkaya teslim oluşu olarak görüyorum.”

Sönmez’e göre EeDi gibi yapılar iktidara farklı yerlerden muhaliflik yapabilir. Oradaki ataerkil sistemi deşebilir. Ancak bu işlerin uzun soluklu ve sabırla ilerlediğinin de kaydeden Sönmez, “Datça İnisiyatifi gibi yapılar iktidarın kadın politikalarında gedik açabilir. Tabi bu uzun soluklu bir iş olmalı. Sabırla ve çoğalarak gitmeli. Tek inisiyatif ile tabiki olmaz ama bu iyi bir başlangıç” diyor.

Datça İnisiyatifinin söylemlerini tam olarak eşitlikçi bir söylem olarak değerlendiren Sönmez, sözlerini şöyle sonlandırıyor: ‘Kadınlarımız başımızın tacıdır’ gibi tam anlamıyla kadınları ikincilleştiren söylemlerden uzaklar. Tamamen eşit yurttaşlık istiyorlar. Haklardan eşit yararlanmayı önleyen erkeklerin doğuştan kazanmış oldukları yani toplumun onlara doğduğu andan itibaren verdikleri nimetlerin bilincinde olduklarını gösteriyorlar. Eleştirel erkekliği, erkeklerin bir adım geri atarak bilinçli bir şekilde kadınlara alan açma olarak düşünüyorum. Hiçbir erkeğin feminist olması yada feminist politikaları desteklemesi gerekmiyor. Toplumdaki erkeklik kavramını sorgulaması ve sorguladığı erkeklik algısına göre uygun yaşam sürmesi ve açıklaması gerekiyor. Bu açıdan ben kıymetli buluyorum ve faydalı olacağını düşünüyorum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir